Yatağan ve çevresinde son on yılda kömür işletmeciliğinin genişlemesiyle birlikte 85.000'den fazla zeytin ağacı kesildi. Bu sayı sadece bir istatistik değil; onlarca köyün, yüzlerce ailenin geçim kaynağının ve bölgenin yüzyıllık tarım kültürünün yok oluşunun bir özeti. Bu yazıda tahribatın nasıl gerçekleştiğini, kimleri etkilediğini ve derneğimizin bu konuda ne yaptığını ele alıyoruz.
Kesilen 85.000 zeytin ağacının önemli bir kısmı, onlarca hatta yüzlerce yıllık, üretken ve verimli ağaçlardı. Bir zeytin ağacının yeniden bu verime ulaşması onyıllar sürer; bu nedenle kesilen ağaçların yerine yenisi dikilse bile kayıp kısa vadede telafi edilemez. Kazı sahalarının genişlemesiyle birlikte bu rakamın önümüzdeki dönemde daha da artması bekleniyor.
Yatağan ve çevresinde zeytincilik, sadece bir tarım faaliyeti değil, nesilden nesile aktarılan bir yaşam biçimidir. Aile bahçeleri, dedelerden torunlara miras kalan üretim alanlarıdır ve birçok haneye yıl boyu düzenli bir gelir sağlar. Bu bahçelerin yok olması, hem ekonomik hem de kültürel bir kopuşa neden oluyor.
Kömür sahalarının açılması için verilen işletme ruhsatlarının çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerinin yeterince şeffaf yürütülmediği, yerel halkın ve sivil toplum kuruluşlarının itirazlarının yeterince dikkate alınmadığı yönünde ciddi eleştiriler bulunuyor. Bu durum, tahribatın hızla ve geniş bir alanda gerçekleşmesine zemin hazırlıyor.
Zeytin bahçelerini kaybeden aileler için durum sadece maddi bir kayıp değil; toprakla kurulan uzun soluklu bağın kopması anlamına geliyor. Bazı üreticiler geçim kaynaklarını tamamen kaybederken, bazıları da kalan arazilerinde toz, gürültü ve su kaynaklarındaki azalma nedeniyle üretim yapmakta zorlanıyor.
Derneğimiz, kesilen her ağacın hesabının sorulması, ruhsatlandırma süreçlerinin şeffaflaştırılması ve benzer tahribatın tekrarlanmaması için hukuki takip yürütüyor, yerel üreticilerle dayanışmayı sürdürüyor ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam ediyor.
← Bloga Dön